Mehmet Subaşı (Bilgi MBA Güz)
Bana göre eğer ayrım yeni ekonomiyi eski olana karşıt, onun dışında ve ondan bağımsız bir şekilde algılamamızı öngörüyorsa bu yanlıştır. Bununla beraber eğer niyet bilgi sistemlerinin, iletişimdeki büyük gelişmenin ve globalleşmenin ekonomide meydana getirdiği değişimin altını biraz daha çizmek için yeni ekonomi tanımlamasını kullanmak ise bu tamamen doğaldır. Fakat ben burada yeni yerine bilgi ekonomisi (enformasyon ekonomisi daha doğru bir tanım esasında, ama bu kullanım daha genel kabul görüyor) denmesinin, eski ekonomi yerine de sanayi ekonomisi denmesinin daha doğru olacağını düşünüyorum.
‘Long Tail’in de yazarı olan Chris Anderson ‘Free’ adlı son kitabında ekonomistlerin ‘bedava yemek diye bir şey yoktur, biri muhakkak öder’ demesine rağmen internetin dijital dünyasında bit formatında olan herşeyin eninde sonunda bedava olacağını iddia ediyor. Tabii ki verilen bir numaralı örnek hizmetlerin çok büyük bir bölümünü bedava veren Google. Google sadece arama hizmetini değil, e-mailden haritalara, ofis programlarından işletim sistemlerine kadar herşeyi bedava veriyor. Yakın bir zamanda dünyanın bütün kitaplarını veya Microsoft ve Adobe’un sattığı profesyonel yazılım ve tasarım programlarının Google versiyonlarını -Google Chrome’da olduğu gibi- bedava kullanabilicez. Kitapta verilen bilgiye göre ‘Google’ın karı son yıllarda Amerikan araba ve havayolları firmalarının toplam karlarından daha fazla’ imiş.
Burada Google ile alakalı verilen örnek ne kadar çarpıcı olsa da bizim yeni-eski ayırımına teorik anlamda destek verir nitelikte değil. Google, Facebook, Flickr ve benzerleri ürünlerini ve içeriklerini geliştirmek için tüketicileri kullanıyor ve oluşan değeri başka müşterilere çeşitli şekillerde satabiliyor. Fakat bana göre burda şöyle bir düşünce de öne sürülebilir. Google’da bize ulaşmak için büyük bir reklam bütçesi ayıran bir havayolu firmasını veya turizm acentasını düşünün. Esasında bu firmalar Google için yaptıkları masrafı ürünlerinin fiyatlarına yansıtıyorlar ve biz bu ürünleri satın aldığımızda Google’a bir miktar finansal kaynağımızı dolaylı olarak da olsa aktarmış oluyoruz.
‘Eski’ olarak tanımlanan ekonominin teorisinde bilginin ekonominin kaynaklarından biri olduğu, fakat diğer kaynakların aksine paylaştıkça çoğaldığı ve sınırsız olduğu söylenir. Yani bu gerçek ‘eski’ ekonominin kuramında eksik değil. Fakat buna rağmen bu ekonomiyi bazen eski olarak tanımlandırmamıza sebep bilgi dediğimiz kaynağın günümüzde ekonomide paradigma kaymasına sebep olucak kadar bol, kolay erişilebilir ve fonksiyonel hale gelmesidir.
Ekonomide idealize edilen mükemmel rekabetçi pazarın temel kurallarından biri bilgiye erişimdir. Bilgi ekonomisi bu kuralın birçok alanda gerçek olmasını sağlıyor. İşte bu yüzden bilgi en büyük değer haline geliyor. Sanayi ekonomisinde en büyük kaynaklar fiziksel iken, bilgi ekonomisinde onun yerini zihinsel kaynaklar alıyor. Bilgi ekonomisi sanayi ekonomisinin iş kurallarını sürekli yıkan ‘distruptive’ innovasyonlar ile kendi paradigmasını yaratıyor. Bu innovasyonlardan başarılı olanların temel nitelikleri servisleri ve ürünleri ucuzlatmak (hatta bedavalaştırmak), üreticilerin arzettikleri ile tüketicilerin talep ettiklerini daha doğru şekilde eşleştirecek dijital kanallar oluşturmak ve enformasyon denizinde boğulmadan gerekli bilgilere ulaşmamızı sağlamak.
Sonuçta gerçek anlamda değişen ekonomi değil iş dünyasının kuralları. Bu değişimi en iyi anlatan ifadelerden birini bir blogda okumuştum. Şu anda yazarını hatırlayamadığım cümlenin tercümesi şu şekilde: “Eskiden bilgi gerçek ticareti destekleyen önemli bir unsurdu, şimdi bilgi gerçek ticaretin ta kendisi”. Yeni bilgi ekonomisinde ansiklopedi deyince aklımıza britannica değil wikipedia geliyor. İki öğrencinin kurduğu Google dünyanın şimdiye kadar gördüğü en hızlı büyüyen şirket olabiliyor. Yazılı basının sonunun ne zaman geleceği tartışılıyor. Friedman ‘Flat World’ kitabında yazdığına göre 2003’de 25.000 Amerikan vatandaşı vergi iadesi Hindistan’da yaptırmışken, bu rakam 2004’de 100.000’e, 2005’de 400.000’e çıkıyor. Human Genom Project’de olduğu gibi dünyanın dört bir yanından bilimadamları bilimsel araştırmalarda işbirliği yapabiliyor. Kitabınızda belirttiğiniz gibi sanal ticaretin hacmi süratle artıyor.
Dahası bütün bunlar baş döndürücü bir hızda gerçekleşiyor. Birçok endüstride işlerini sanayi ekonomisinin kuralları ile idare etmeye çalışanlar bilgi ekonomisi tarafından öğütülüyor. Şirket yapıları ve işçi-işveren ilişkileri değişiyor. Bilgi çağı sadece ekonomik değil siyasal ve sosyal yapılarda da erozyona sebep oluyor.
Bütün bu sebeplerden dolayı yazımın başında belirttiğim gibi ekonomi deyince eski ve yeni şeklinde olmasa bile sanayi ekonomisi ve bilgi ekonomisi şeklinde bir ayrım yapmak çoğu zaman fonksiyonel olabiliyor.
Yeni ekonomiyle alakalı hız ve mekandan bağımsızlık, “prosumption”, aracıların ortadan kalkması, yenilikçilik, globalleşme.. gibi temel değişen iş kuralları ve bunlarla alakalı efsaneleri ve gerçekleri kitabınızda detaylı açıklamışsınız. Bu konuda genel olarak ekleyebileceklerim şöyle.
1-İnnovasyon ve değişim:
En büyük değişiklik innovasyon döngüsünün her geçen gün kısalması. Bilgi ekonomisinde rekabet etmek isteyen şirketler kaynaklarının ve dikkatlerinin daha büyük bir bölümünü mevcut yenilikleri algılamaya ve uygulamaya harcamak zorundalar. Welch’in dediği gibi bu yeni ekonomide “dışarıdaki değişimin hızı şirketinizin içerdeki değişim hızından daha ileriyse, sonunuz yaklaşıyor demektir”.
Bill Gates 1997 yılında “Business @ Speed of Light” kitabında, kurumların bilgi sistemlerine yatırım yaparak aynen insanlardaki sinir sistemi gibi sağlıklı bir şekilde bilgiyi yönetecek ve dışarıdan gelen uyarılara aynı atiklikte reaksiyon gösterecek hale gelmesi gerektiğini yazmıştı. Bunun getireceği faydaları farklı sektörler için geliştirdikleri uygulamaları örnek olarak göstererek açıklamıştı. O zaman devrim olarak öne sürülen görüşler şimdi herhangi bir global şirkette uygulanıyor. Artık bilgi sistemlerini kullanarak operasyonel verimliliği en son noktasına kadar artırmak firmaların ayakta kalabilmesi için yapmaları gereken minimumlardan biri.
2-Aracıların ortadan kalkması
Kitabınızda güzel bi şekilde açıkladığınız gibi bu çoğu zaman yanlış anlaşılan bir iş kuralı. Bilgi ekonomisinin birçok aracıyı ortadan kaldırdığı, özellikle bazı endüstrilerde aracıları toptan silip süpürdüğü doğru, fakat bu aracıların aradan kalmasına sebep olmadı. Esasında çoğu zaman olan, bilgi ekonomisinin habercisi yeni aracılarının sanayi ekonomisinden kalma eski aracıların yerini almasıydı. Yani değişen tam olarak aracılık kurumu.
Yeni aracılar daha hızlı, verimli, zamandan ve mekandan bağımsız, arz ve talebi eşleştirmede daha hünerli. Esasında bu açıdan bakınca Google bizimle dijital enformasyon arasında bir aracı. Facebook eski ilişkilerimizi yeniden tesis etmemize, mevcut ilişkilerimizi organize etmemize ve daha etkili haberleşebilmemize aracılık ediyor. Craigslist yazılı medyanın yaptığı işi dijital ortamda yapıyor. Fakat önemli bir farkla, bunun için para talep etmiyor ve çok daha fonksiyonel. Belki de bu yüzden biz arada bir aracı yokmuş hissine kapılıyoruz. Craiglist’in arz ve taleplerin buluşacağı bir iletişim platformu sunarak kendini kurulan her ilişki de aracı konumuna sokuyor ve bunun karşılığında kullanıcılarından olmasa da müşterilerinden gelir elde ediyor.
3-Şeffaflaşma ve yeni iletişim kanalları
Bilgiye ulaşmanın ve iletişimin bu kadar kolaylaştığı ortamda şirketler daha şeffaf olmak zorunda kalacaklar. İnsanlar arasındaki iletişim bağlantları arttıkça, şirketler tüketicilere güven vermenin yeni yollarını arayacaklar. Şirketler sadece ürettikleri ürünlerden değil, yarattıkları tüm sosyal ve çevresel etkilerden sorumlu olacaklar. Tüketiciler kolaylıkla bu etkileri takip edebilme ve birbirlerine bildirme olanaklarına sahipler. Bu yüzden tüketiciler tarafından etik olarak görülmeyen uygulamalara sapmak şirketler için büyük bir risk haline geldi.
Bu yeni iletişim kanallarını pozitif yönde kullanan firmalar da tabii ki bundan faydalanacaklar. E-ticaret kitabında konuyla ilgili fazlasıyla açıklama ve örnek olay bulunuyor. Benim ekleyeceğim internetle alakalı bir makaleden hatırladığım bir ifade. “Reklamı insanlara yapma zamanı bitti, artık reklamı insanlar arasında yapma zamanı” şeklinde birşeydi.
4-Bilginin en büyük kapital olması
Bu konuya bir önceki soruda değinmiştim. Artık firmaları öne çıkaran şey sınırsız enformasyon denizinde boğulmadan doğru ve fonsiyonel bilgiye ulaşmak ve bu bilgi doğru yönetebilmek oldu. Başarılı firmalar ürettikleri bilgiyi organizasyonları içinde hızla fonksiyonel hale getirip sonuç alıyorlar ve bu sonuçlardan gelen deneyimle yine bilgi birikimlerini artırıyorlar. Bu süreçlere katkıda bulunan ve dahası yönetebilen beyinler oranizasyonların en değerli kaynakları olmaya başladı. Doğal olarak da bu kaynaklara sahip olmak en büyük rekabet unsuru haline geliyor. Artık en büyük yönetim kabiliyeti bilgiyi yönetebilen insanları elde tutabilmek ve verimli kullanabilmek oluyor denebilir.
5-Dijital hizmetlerin bedavalaşması
Bu konuya da bir önceki bölümde değinmiştim. Dijital olan her uygulama süratli bir şekilde bedava olma yolunda. E-ticaret kitabında da belirtildiği gibi sizin verdiğiniz hizmeti internette birileri bedava veriyorsa artık bu hizmetten gelir bekleme şansınız yok.
Bunu en iyi kavrayan şirket şüphesiz Google. Gmail, Google Desktop Search, Google Earth, Google Translate, Google Site, Google Chrome, Google Wave… ve diğer Google hizmetlerini düşünün. Google bunları en azından ilk çıkardığı zamanlarda bir ücret karşılığında teklif edebilirdi. Mesala Google Earth’ü düşünün, birçok müşteri bu servisi muhakkak satın alırdı ve Google başlangıçta çok daha iyi bir ROI elde edebilirdi. Fakat, Google bu servisi sadece bedava teklif etmekle kalmadı, aynı zamanda herşekilde özelleştirmemizi ve kendi web sitemizde de -tıpkı Google Search veya Google Translate’de yapabildiğimiz gibi- kullanmamızı sağladı. Hatta Google Map’de yapacağımız 3 boyutlu çizimler için GoogleSketchUp programını da bedava teklif etti (Sadece SketchUp’ın Pro versiyonunu 495 USD’ye satıyor). Bunun karşılığında biz “prosumer”lar olarak -tıpkı arama motorunda yaptığımız gibi- Google Map’i her kullandığımızda Google’ın internetteki network bağlantılarını daha iyi anlamasını sağlayarak ona katkıda bulunuyoruz ve Google ortaya çıkan kollektif değeri başka kanallardan pazarlıyor.
Burada Cloud Computing olarak adlandırılan gelişmeye dikkat çekmek istiyorum. Ben şahsen cloud computing’den –en azından kavram olarak- Uğur Hoca’nın dersinde Salesforce.com’un Türkiye distribütörü Inspark’ın genel müdürü Serdar Susuz’un bizlere CRM uygulamaları ile yaptığı sunumda haberdar oldum. En genel anlamıyla Cloud Computing IT servislerinin bir firma tarafında internet ortamında (cloud terimi burada zaten interneti temsil ediyor) verilmesini demek. Daha ticari ve teknik anlamda bu uygulamalar kullanıcıları teknolojik altyapıyı idare edecek bilgiye, donanıma, sunuculara, uzmanlığa… falan gereksinim duymadan ihtiyaçları olan uygulamaları kullanabilmelerini sağlıyor. Oracle veya Seibel’den bir CRM program lisansı aldığınızı düşünün. Yapılması gereken birçok işlem ve bunlarla alakalı masraf var. Programın yükleneceği donanım, network ve sunucular, yükleme aşaması, verilmesi gereken eğitimler, yedeklemeler, upgrade işlemleri, bu sistemi yönetmesi gereken adminler, güvenlik uzmanları ve birçok başka mesele. Salesforce.com’da ihtiyacınız olan tek şey internete bağlanmak, programı istediğiniz şekilde düzenlemek ve bunun karşılığında kullanıcı başına aylık 50 USD gibi bir para ödemek. Bütün datalarınız dünyanın başka bir yerindeki sunucularda depolanıyor, oradaki uzmanlar tarafından yedekleniyor ve internete bağlandığınız anda önünüze geliyor. Marc Benihof “Behind the Clouds” kitabında herşeyin tek bir düşünceden ortaya çıktığını anlatıyor. CRM uygulamalarını tıpkı Amazon.com gibi kurgulamak; kullanım tarzı ve kolaylığı olarak. Şu anda Amazon Web Services ve Window Azure gibi servislerle bütün büyük firmalar bu modele ağırlık vermeye başlıyorlar. Bazıları yazılımı, bazıları platformu, bazıları da altyapılarını web üzerinden kullanıcıların hizmetine açıyorlar. Fakat esasında genel anlamda Yahoo’dan ve Gmail’den sahip olduğumuz e-mail hesapları da birer Cloud Computing ürünü. Geçmiş yazışmalarımızı biz depolamıyoruz. Bu servisi sunan firmaların sunucularında olan mesajlarımıza online olduğumuz her yerde ulaşabiliyoruz. Aldığımız hosting servisleri de aynen bunun gibi.
Şimdi Google Docs servisini düşünün. Linux OpenOffice esas itibariyle Microsoft Office’deki hemen hemen herşeyi kapsıyor ve tamamen bedava. Google Docs’da bunun ötesinde gerçek-zamanlı ve online olarak hem Microsoft Office programlarındaki temel ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz, hem de -belli bir limite kadar- tıpkı e-mesajlarınız gibi dosyalarınızı kişisel hesabınıza yükleyerek heryerden ulaşabilirsiniz. Muhtemelen Microsoft Excel kullanıcılarının %98’i ihtiyaçları olan tüm fonksiyonları Google Spreadsheets’den karşılayabilir. Ben yönettiğim bir imalathanenin satın almadan sevkiyata kadar tüm süreçlerini takip edebileceğim ilkel bir ERP uygulamasını sadece Excel kullanarak yapmıştım. Daha sonra Excel ile alakalı bir kitap okuyunca esasında Excel’in fonksiyonlarının en fazla yüzde üçünü falan kullanabildiğimi anlamıştım. Aynı şekilde Microsoft SQL Server veya Visual Studio kullanan ortalama bir yazılımcı ve Adobe Dreamveawer veya Adobe Photoshop kullanan ortalama bir tasarımcı ve Logo veya Korgün kullanan ortalama bir muhasebeci esasında bu programlardaki toplam özelliklerin çok küçük bir bölümünü kullanıyorlar. Ben birgün bunun gibi birçok yazılımın ve web servisinin Google modeli gibi bedavalaşacağını ve Salesforce.com gibi cloud computing şeklinde sunulacağını öngörüyorum. Bunu Google modelinde olduğu gibi firmalar reklam geliri sağlayarak kendi ticari amaçları için kullanabilir veya Linux modelinde olduğu gibi gönüllü katılımcılar her türlü yazılım için benchmarking yapabilir. Fakat neticede çok profesyonel ve kapsamlı hizmetler dışında dijital olan herşey bedavalaşma yolunda son sürat gidecek ve firmalar bu gerçeği kabullenip gelirlerini buna uygun bir şekilde başka kanallardan elde etmenin yollarını aramak zorunda kalacaklar.
Esas itibariyle burada IT şirketleri ele alınsa da aynı durum medya kuruluşları, müzik veya sinema sektörü için de geçerli. Mesala birçok gazete satışlarını artırmak için online versiyonlarını kullanıma kapatma veya üyelik talep etme gibi yollara gitti ve bunun hiçbir fayda getirmediğini dahası online müşterilerini de başka online medya mecralara kaçırdığını gördü. Bazı araştırmalarda bedava online kullanıma açılan kitapların gerçek satışlarında da bir artış olduğu gözlendi. Dahası şu anda internette kaçak yolardan her türlü yazılıma, filme, müziğe, kitaba… ulaşmak çok kolay ve bunun önüne geçilmesi pratikte mümkün değil gibi gözüküyor. Bu endüstriler de artık temel ürünlerini bedava sunup ‘yazıcıyı bedava verelim, mürekkebi satın al’ stratejisiyle başka yan kanallardan gelir sağlama yollarını düşünmeye başlamalılar.